Skip to main contentSkip to footer
Kent ÇalışmalarıSiyaset BilimiSosyoloji

David Harvey ve Murray Bookchin’de Kamusal Alan Tartışmaları | Rıdvan Salih Gezegen

Giriş

Kamusal alan sadece karşılaşmaların yaşandığı ve bir araya gelinen mekanlar olarak görülmez; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin geliştiği, iktidar çatışmalarının olduğu mücadele alanlarıdır. Bu alanların nasıl, nerede ve kime yönelik üretildiği ve hatta üretim süreçleri göz ardı edilemez derecede önemlidir. Bu yönleriyle kamusal alan bütün yurttaşlar ve şehrin bileşenleri için politikaları okumak, eksiklikleri görmek ve yönetimin anlayışını kavramak için bize fırsatlar da sunmaktadır.

Günümüzün konuşulan sorunlarından biri de özelleştirme ve yurttaşın olan alanın metalaştırılması ile gerçekleşen yönetimsel krizlerdir. Kamusal alanların sermaye gruplarının çıkarlarına göre dizayn edilmesi, neoliberal dönemin önemli bir göstergesidir. Bu yurttaşlar için önemli bir fiziki kayıpken aynı zamanda politik olan krizleri de derinleştirir. Yurttaşa ait alanların sermaye çıkarlarına uygun olarak yönetilmesi, yurttaşın alanlarının daraltılması ve birlikte bulunma yerlerinin azalması anlamına gelmektedir.

Bu çalışmanın izleği ise David Harvey ve Murray Bookchin’in kamusal alana bakışlarının kısa bir görünümü ve karşılaştırması üzerinden gidecektir. David Harvey, Marksist gelenekten gelen eleştirel bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır. David Harvey’in çıkış noktası sermaye ilişkileri ve sermayenin mekân üzerindeki kullanım hakkıdır (Harvey, 2013). Murray Bookchin ise toplumsal ekoloji, özgürlükçü belediyecilik ve anarşizme yakın fikirleriyle öne çıkar. Onun için alan doğrudan katılımın ve yurttaşların fikir tartışmasına girdiği yerleri mümkün kılan bir özgürlük alanıdır (Bookchin, 2014).

Bu iki yaklaşımı düşündüğümüzde birbirinden çok farklı noktaları öne çıkarsa da ortaklaştığı nokta kamusal alanın aslında politikliğin yoğun olduğu alanlar olmasıdır. Sadece fiziksel olarak algılanan bir mekân olarak görülmeyen kamusal alan her iki düşünür için de katılımın ve mücadelenin gerçekleştiği yerlerdir. Çalışma boyunca iki düşünürün farklı bakış açıları karşılaştırmalı olarak yansıtılacaktır.

David Harvey ve Kamusal Alan

Kamusal alan birçok farklı düşünür için önemli bir tartışma konusudur. Henri Lefebvre, Jürgen Habermas gibi önemli düşünürler kamusal alanı politik bir mücadele yeri olarak görmüştür. Aynı süreci devam ettiren ama güncel yorumlarla teorisini geliştiren bir düşünür de David Harvey’dir. Çağdaş düşünürler içinde kendine önemli bir yer bulan David Harvey, Marksist bakış açısıyla kenti analiz eder. Harvey’in kent analizi sermaye birikim süreçlerinin analiziyle birlikte gerçekleşir. Bu da kamusal alanın da kolektif yaşamdan koparak metalaşmasına yol açar.

Özellikle Asi Şehirler kitabında Harvey, neoliberal politikaları analiz ederek bu politikaların kente etkilerine bakar. Ona göre kentsel müşterekler -parklar, meydanlar, sosyal alanlar- artık bir piyasa nesnesine dönüşmüştür. Bu da kamusal mekânı kentsel direnişin merkezine almaktadır (Harvey, 2013, s. 117). Harvey’in amacı kentin müşterek bir alana dönüştürülmesidir. Kolektif emeğin ve yurttaşın kulanım alanına açılması kamusal alanın özelliği olmalıdır. Harvey’in vurgu yaptığı yer kentlerdeki sınıfsal ayrımların, kamusal alanların piyasaya sunulmasıyla artmasıdır. Böylece sınıfsal ayrımlar keskinleşmiş ve sosyal dayanışma alanı olma özelliğini giderek yitirmiştir. Harvey için burada önemli olan başka bir konu da kentteki işçi sınıfının göz ardı edilmesidir. Modern şehirlerin artık yeni bir sınıfsal analize ihtiyacı vardır ve buna kentli işçiyi de dahil etmek gerekir.

Kamusal alan Harvey’e göre sadece var olan değil üretilecek ve mücadeleyle kazanımı gerçekleştirilecek alandır. Bu da onun mekânı stabil bir alan olarak değil diyalektik bir biçimde ele aldığını gösterir. Kent hakkı mücadelesi “şehri üretenlerin onu yönetme hakkı”nı savunmakla kalmaz ve bu hakkın mücadelesi yoluyla bir kamusal alan yaratılmasını önerir (Harvey, 2013, s. 132). Burada bahsedilen kamusal alan sadece fiziki alanlarla kısıtlı değil ayrıca sınıfsal ilişkilerin ve ideolojik farklı mücadelelerin rol oynadığı sahnedir. Bu açıdan kamusal mekânın üretimi de sadece mimari veya kentsel bir proje değil eş zamanlı olarak kentin politik ve ekonomik süreçleriyle bağlantılıdır. Burada Harvey’e göre neoliberalizm önemli bir rol oynamıştır. Kamusal alanların daralmasının nedeni bu alanların neoliberal politikalarla sermaye tarafından ele geçirilmesidir (Gündüz, 2020).

Harvey’in buradaki önerisi ise “şehrin müşterekleştirilmesi”, kamusal alanların kolektif bir şekilde mülkiyetleşmesi ve yatay örgütlenmelerle halkın kontrolüne bırakılıp açılmasıdır. Bu sadece bir hedef değil aslında politik bir tavır olarak alanların yeniden düzenlenmesi olarak görünmektedir. Burada “şehir hakkı”na atıfta bulunan Harvey, mülkiyet karşısına bu hakkı koymaktadır. Burada amaç kentlerde yurttaşın, sermayenin her şeyi mülkiyetleştirmesi karşısına tüm yurttaşlar için ortak bir zemin oluşturan şehir hakkını koymaktır.

Kamusal alana dair Harvey’in düşüncesi aslında metalaşmaya karşı direnişin, toplu mücadelenin ve dayanışmanın ön plana çıkacağı bir yer olarak görünür. Toplumun bu kamusal alanları sahiplenmesi ve direniş alanlarına çevirmesini bir gereklilik olarak görür. Bu da kamusal alana bakışın yeni bir anlam ifade ettiğini anlatmaktadır. Aynı zamanda Marksist bakış açısının fabrikayla yani işçinin sadece bulunduğu yerde örgütlenmesiyle sınırlanmasına da karşı çıkmaktadır. Bunu sadece belirli mekanlarla sınırlamak aslında diğer alanları sermayeye bırakmak olarak ortaya çıkar.

Murray Bookchin ve Kamusal Alan

Murray Bookchin, döneminin radikal ekolojik düşünürlerinden biri olarak öne çıkar. Onun ideolojik olarak anarşizm ile yakın durması bu durumun göstergesidir. Kent ve toplumsal konularda ekoloji üzerinden yazılar yazan düşünür kamusal alanı sadece devlet ve sermaye ilişkisi üzerinden düşünmeyip kendi teorik çerçevesine ve yönetimle ilgili fikirlerine dayandırmıştır. Murray Bookchin’e göre kamusal alan yurttaşlığın bir anlam kazandığı, doğrudan demokrasinin uygulandığı ve kolektif karar alma süreçlerini içeren politik bir zeminden oluşmaktadır. Bu düzlemin temelini devletin tahakkümünden bağımsız ve topluluğu temel alan bakış açısında görürüz. Bookchin’e göre “kamusal yaşam yeniden kurulmadan, özgür bir toplumdan söz edilemez” (Bookchin, 2014, s. 157). Politik olarak özgürlük kamusal alanla beraber gelmektedir.

Modern şehirlere baktığımızda yurttaşların politik olarak pasif bırakıldığı veya ilgisiz olduğunu görürüz. Bu durumun nedeni politik olan kamusal alanın bastırılmış olması ve yurttaşın bir tüketici kitle konumuna indirilmesi olduğunu söyler. Bu konumda toplum kendini siyasete ilgisiz bulacaktır çünkü aradaki bağ kopmuştur. Bookchin için burada doğrudan demokrasi, halk meclisleri gibi kavramların kullanımı önemli bir yerde durmaktadır. Yerel düzeyde doğrudan demokrasi mekanizmaları ve merkezi yönetimsiz bir plan kurgulamaktadır. Ona göre “Yurttaşlar kendilerini yalnızca seçim sandığına indirgenmiş birer seçmen değil, yaşamlarını belirleyen kararları alan bireyler olarak görmelidir” (Bookchin, 2014, s. 162). Bookchin’in “özgürlükçü belediyecelik” dediği bu model kamusal alanı yeniden inşa etmek için pratik bir zemin sunmaktadır. Bu yapı, yurttaşların adem-i merkeziyetçi ve konfederal bir yönetim ağı içinde üretim ve yönetime doğrudan katılmasını sağlar. Birlikte düşünmek ve hareket etmek buradaki en önemli pratiklerden biridir.  Ortak yaşam üretimi aslında karar almayla beraber aynı yerden gelişmektedir. Yani Bookchin’e göre kamusal alan “katılımcı bir yurttaşlık kültürünün pratik alanıdır” (Yıldırım, 2024, s.7).

Bu görüşlere baktığımızda aynı zamanda Bookchin’in toplumsal (sosyal) ekoloji dediği kuram ile de iç içedir. Ona göre ekolojik kriz sadece teknik konularla ilgili değil toplumsal ilişkilerden ortaya çıkar. Bu durumda krizin kökeni toplumsaldır (Bookchin, 2013, s. 12). Ona göre doğayı tahakküm altına alan anlayışın kökeni insanın insana uyguladığı tahakkümden yola çıkmıştır. Bu nedenle ekolojik duyarlılık aslında toplumsal sorunlara bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu duyarlılıkla şekillenen kamusal alanlar bizim hayatımızı tahakkümden kurtaracak ve toplumu yeniden düzene sokacaktır. Burada aslında kamusal alanın sadece bir fiziki mekân değil üretim, yönetim, örgütlenme gibi işlevlerin yürütüldüğü bir alana dönüşmesi diğer teorilerden farklılaşır. Hem bir kent planlaması sunar hem de demokratik bir tahayyül ortaya çıkarmaktadır. Bookchin’in burada eleştirdiği bir başka konuda ekolojik sorunların bireysel sorunlar gibi anlaşılması ve bireysel bir yerden yola çıkılmasıdır.

David Harvey ve Murray Bookchin: Teorik Karşılaştırma

David Harvey ve Murray Bookchin iki farklı ekolü temsil etse de iki isim de kapitalizme karşı mücadele üzerinden fikirlerini oluşturmuşlardır. David Harvey’in Marksist fikirsel gelişimi aslında Murray Bokkchin ile de bir yerde kesişmektedir. Bookchin’in teorik duruşu anarşist düşünce ile Marksist düşüncenin karışımından oluşur. Eleştirilerinde ve kavramlarını oluştururken benzeşen yönleri bulunsa da ekolojik mücadeleye yaklaşımları, mücadele yöntemleri ve kenti ele alış biçimleri bakımından farklılaşırlar. David Harvey, mücadele için kesin bir yöntem önermezken Murray Bookchin bize özgür belediyecilik gibi pratik çözümler sunar.

David Harvey için mekân bir üretim ilişkisinden ortaya çıkar. Onun için kamusal alan, sermaye birikiminin bir parçası haline gelmiş ve dönemin neoliberal politikaları ile bir meta (ürün) haline gelmiştir. Bu mekanlar artık kolektif olan yaşamın değil tüketimin, sermayenin, mülksüzleştirmenin mekanıdır. Mülksüzleştirme kavramı ise burada aslında halkın elinden alınan alanları temsil eder. Murray Bookchin ise mekânı daha normatif diyebileceğimiz yurttaşların doğrudan katılım sağladığı politik bir alan olarak görür. Kamusal olan alan bir fiziki zemindense onun için daha fazla ilişkisellik alanı, bir davranış yeridir ve politiktir.

Bu alanlara katılımı düşündüğümüzde Harvey için bir direniş pratiği ve kolektif eylemlilikle açıklanabilir. Kamusal alanı sahiplenmek için bir mücadeleyle katılım sağlanır. Bunu sınıf mücadelesi üzerinden örgütlemek Harvey için doğru olandır. Bookchin ise katılımı kurumsallaşmış bir şekilde açıklar. Bunu doğrudan demokrasi, halk meclisleri gibi yapılarla çeşitlendirir. Yerel yurttaş meclisleri karar alma konusunda halkın doğrudan yetkili olduğu yerlerdir. Burada kamusal alanlara katılım politik bir zeminin üstündedir. Bir yönetim biçimi olarak katılım zorunlu gözükmektedir.

Kamusal alan tartışılırken konu mülkiyet olduğunda David Harvey kamusal alanı, özel mülkiyetin saldırı yaptığı bir alan olarak görür. Bu duruma karşı savunma yapmak gerekir. Bunu da ancak kolektif mücadele ile o alanlarda bulunarak ve savunarak gerçekleştirebileceğimizi söyler. Murray Bookchin’e göre ise mülkiyet yine önemli bir yerde dururken o bu konuya Harvey kadar öne çıkarmaz. Bookchin’in öne çıkardığı nokta kamusal alanlar hakkında karar alma süreçlerinin kolektif olup olmadığıdır. Böylece mülkiyet sorununu buradan ele alarak farklı bir yerden yaklaşmış olur ve ona göre sorun yönetimsel bir yerden çözülecektir.

Kamusal alanlarda yaşanan krizler her iki düşünür için de oldukça önemli görünür. David Harvey için durum sınıf eksenli ve sermaye hareketlerinin yarattığı bir krizken Murray Bookchin için sorunun asıl nedeni toplumun örgütlenme biçimi yani temsili demokrasinin ve yabancılaşmanın sonucudur. Buradaki fark Harvey’in sınıfı gözeterek sıkıntıyı temele alması ve Bookchin’in genel olarak toplum örgütlenmesine karşı duruşudur. Benzer yerlere vurgular olsa da farkı daha çok üstünde durdukları ekoloji-kent, işçi sınıfı-yurttaş gibi kavramlarda görebilmekteyiz. Bu farkların ortaya çıkardığı farklı çözümler olarak da Bookchin için konfederal sistem, Harvey içinse direkt olarak toplumsal hareketlerin alan savunması yaparak müşterekleri koruması düşünceleri karşımıza çıkar. Burada şunu söyleyebiliriz, David Harvey için kolektif eylemlilikler çok daha önemli bir yerde dururken Bookchin için kolektif karar alma süreçleri ve alanın yeniden örgütlenmesi öne çıkar. Buradaki çözümlerde de bazı eksiklikler görülebilir. Genellikle ölçek problemi Bookchin için öne çıkarken, Harvey için de sınırlı ve protesto temelli bir pratik gözükür. Bu durum sürdürülebilir olmaktan çıkan çözümler olduğunu bize anlatır.

Sonuç

Kamusal alan herkese açık ve kullanımı ortaklaşa karar verilen mekan olmalıdır. David Harvey ve Murrar Bookchin’in düşüncelerine baktığımızda iki düşünürün de fikirlerinin bu yönde olduğunu görebiliriz. Sınıfsal mücadele dediğimizde aklan gelen David Harvey’in önerileriyken özyönetim ve siyasal örgütlenme dendiğinde akla Murray Bookchin gelecektir. Kamusal alan bu iki düşünürün tartıştığı bağlamlarda önemli bir politik alandır. Bu politik alanı tutmak ve bazen yaratmak bazen de geri kazanmak için mücadeleye ihtiyaç vardır. Bu alanlar bizim yönetim geliştirebileceğimiz, yurttaşın haklarını savunacağını mekanlar olarak kalmalıdır. Sermaye ilişkilerinin yürüttüğü alanlar olmaktan çıkıp yurttaşın alanları olduğunu kavramak için politik bir bilinçlilik haline ihtiyaç vardır. Bu bilinçliliği yeri geldiğinde kazanmak ve yeri geldiğinde de yaratmak için teorilere ihtiyaç vardır. Bu teorik ve pratik araçları farklı bakış açılarından bize veren iki düşünürdür Murray Bookchin ve David Harvey. Bu açıdan baktığımızda elimizde iki farklı bakış açısı ve değerlendirmek üzere iki pratik buluruz. Modern kentlerde bu teorileri gerçekleştirmek mücadeleyi örmek ve kamusal alanları yeniden canlandırmak yine yurttaşın, kentli işçi sınıfının elinde bulunmaktadır. Yalnızca fiziksel bir mekân olarak değil politik bir tahayyül alanıdır da kamusal alan. Yeni tartışmaların, yönetim şekillerinin denendiği alanlardır. Bu alanları kurmak toplumsal muhalefet için bu yüzden önemli olmalıdır.

Kaynakça

  Akıncı, F. (2011). Neoliberal kentsel dönüşümde kamusal mekânların metalaşması. Planlama, 21(2), 85–98.

  Bookchin, M. (2003). Özgürlüğün Ekolojisi (A. Korkmaz, Çev.). İstanbul: Kaos Yayınları.

  Bookchin, M. (2014). Kentsiz Kentleşme: Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü (D. Ergün, Çev.). İstanbul: Sümer Yayıncılık.

Bookchin, M. (2013). Toplumu Yeniden Kurmak (Ş. Kaya, Çev.). İstanbul: Sümer Yayıncılık.

  Çavuşoğlu, E. (2019). Katılımcı planlamada müştereklerin rolü. Megaron, 14(3), 379–389.

  Çelik, R., & Kapusuz Balcı, B. B. (2024). Kamusal alanın yokluğunda: Müşterek mekân kavramı. Gazi University Journal of Science Part B, 12(4), 703–713.

  Gündüz, A. (2020). Zamanın ve mekânın dönüşümü: David Harvey’nin penceresinden sermayenin kentleşmesi. Uluslararası Beşeri ve Sosyal Bilimler İnceleme Dergisi, 4(1), 50–65.

  Harvey, D. (2013). Asi Şehirler: Şehir Hakkından Kentsel Devrime Doğru (A. D. Temiz, Çev.). İstanbul: Metis Yayınları.

  İmga, O. (2015). Murray Bookchin ve sosyal ekoloji: Çevre sorunlarının çözümüne yönelik alternatif bir politika arayışı. Alternatif Politika, 7(3), 369–393.

  Karaman, O. (2012). Urban neoliberalism with Islamic characteristics. Urban Studies, 50(16), 3412–3427.

  Kömürcüoğlu, M. (2013). Değerlendirme: David Harvey – Asi Şehirler. İnsan & Toplum, 3(7), 211–213.

  Şahin, A. (2022). Kamusal mekânın dönüşümü ve müşterek alanlar: Post-politika tartışmaları ışığında. Marmara Coğrafya Dergisi, 45, 1–22.

  Atılgan, E. (2012). Kent hakkı ve kamusal alan: David Harvey bağlamında bir değerlendirme. Ege Akademik Bakış, 12(2), 233–242.

 Yıldırım, Y. (2024). Murray Bookchin’in ekolojik liberteryenizmi. İdeal Kent, 17(1), 1–15.

 

Etiketler : David Harvey, Kent Hakkı, Murray Bookchin, Rıdvan Salih Gezegen

Yazarın Diğer Yazıları

Kategoriler
Herhangi bir sonuç bulunamadı.