Skip to main contentSkip to footer
Röportaj - Söyleşi

“Ergin Günçe Hâlâ Çok Sınırlı Bir Çevrede Tanınıyor ve Okunuyor” – Dadal Günçe’yle Söyleşi

“Edebiyat Söyleşileri” serimiz kapsamında Hürriyet Özant’ın Dadal Günçe ile gerçekleştirdiği söyleşiyi ilginize sunuyoruz.

Hürriyet Özant: Ergin Günçe’nin ardından hem edebiyat çevrelerinde hem de politik çevrelerde Ergin Günçe ile ilgili çalışmalar ve değerlendirmeler yapıldı. Ergin Günçe sonrası onun üzerine yapılan çalışmalar sizce Ergin Günçe’nin edebiyatını ve aydın kimliğini yeterince anlatabiliyor mu? Siz, Günçe’nin sanatsal/poetik yönüne dair algıyla toplumsal ve politik bağlamdaki algısı arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu iki düzlemi şekillendiren tarihsel ve kültürel etkenler sizce nelerdir?

Dadal Günçe: Bu konuda elimdeki verinin sınırlı olduğunu söyleyebilirim. Bir haksızlık yapma endişesi de taşıyorum. Okul arkadaşı Derviş Günday mektuplarını ve bazı şiirlerini paylaştığı “Ergin Günçe’yi Hatırlamak” adında bir kitap yayınladı. Ali Özgür Özkarcı da Ergin Günçe temalı röportajlar yaparak ve yazılar derleyerek “Bir Kalkışma Yüreğinde Çiçek” kitabını yayınladı. 2018 yılında İsmail Küçükkaya, sabah programında neredeyse her gün bir Ergin Günçe şiiri okuyarak onu sürekli andı. 2000 yılı sonrasında, özellikle de 2008 ve 2009 yıllarında adına yapılan şiir yarışmasından sonra dergilerde hakkında daha sık yazılar çıktı, -80’lerde ve 90’larda birkaç örnek dışında neredeyse tam bir sessizlik hali vardı ya bilinmiyordu ya da bilmediğim bir sebeple bilinmek, anılmak istemiyordu- benim de destek olduğum iki akademik çalışma yapıldı (Bir üçüncüsü de var sanırım ama emin değilim). Bunlar yeterli midir diye soracak olursanız, bence değil. Ergin Günçe, benim görüşüme göre hala çok sınırlı bir çevrede tanınıyor ve okunuyor. Neden ikinci bir baskı yapılmadığını sorduğumda 2021 yılında Kırmızı Kedi Yayınları’ndan çıkan Türkiye Kadar Bir Çiçek kitabının oldukça fazla bir miktarının (300 kadar) stokta beklediği haberini almıştım.

Mayıs 1981 (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)
Mayıs 1981 (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)

Hürriyet Özant: Ergin Günçe’nin hem Nazım Hikmet’ten hem Garip akımından hem İkinci Yeni’den hem de Toplumcu Şiir geleneğinden beslenen poetik çizgisi, onu edebiyat alanında bütüncül ve özgün bir konuma yerleştiriyor. Bu bağlamda, Günçe’nin dönemin edebiyat çevreleriyle kurduğu ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? En yakın etkileşim içinde olduğu şair ve yazarlar kimlerdi? Ayrıca, kendisi o dönemin edebiyat ortamını, tartışmalarını ve poetik yönelimlerini nasıl yorumluyordu?

Dadal Günçe: Konur Ertop, Kemal Özer, Adnan Özyalçıner ve Ergin Günçe İstanbul Erkek Lisesi’nde okul arkadaşı. İlk edebiyat çevresinin bu isimlerden ve okuldaki edebiyat kolundaki diğer isimlerden oluştuğunu düşünüyorum. Bahsettiği başka arkadaşları da vardı fakat adları aklımda kalmamış ne yazık ki. O yıllarda Koza adında bir edebiyat dergisi de çıkardıklarını duydum ama bu derginin sayılarına ulaşamadım. Daha sonra Cemal Süreya’nın anlattığı tanışma öyküsü var. Lise bitiyor ve Ankara’da üniversite yaşamı başlıyor Siyasal Bilgiler Fakültesinde. Ahmed Arif, Yılmaz Güney ve Yaşar Kemal gibi isimlerle yakın olduğunu biliyorum (Yaşar Kemal ile olan dostluklarını Arif Keskiner anılarında kısaca anlatır.) O dönemi, edebiyat dünyasını yorumladığı yazıları var, bulabildiklerimizi Pi Sayısı ve Özgürlük adıyla yayınlamıştık bir süre önce. Benim hatırladığım dönemden çok isimler üzerinde yoğunlaştığı idi. Babamı erken kaybettiğim için edebiyat ve sanat üzerine çok ayrıntılı konuşma imkânımız olmadı maalesef, aklımda kalanlar bölük pörçük sözler ve küçük söyleşiler.

Mayıs 1981, Ece Eronat, Gülseren Günçe, Ergin Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)
Mayıs 1981, Ece Eronat, Gülseren Günçe, Ergin Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)

Hürriyet Özant: Ergin Günçe’nin dönemin edebiyatçılarıyla, aydınlarıyla yakın ilişkileri olduğunu ve bu kişilerle pek çok paylaşıma girdiğini, anı biriktirdiğini biliyoruz. Çevresinde bu kadar aydın olan birinin çocuğu olarak gittiğiniz misafirliklerde, karşılaşmalarda, sohbetlerde dönemin aydınlarıyla olan birkaç anınızı paylaşır mısınız? Bu çevrenin size katkısı ve sizinle ilişkilenmeleri ne şekilde oldu, nasıl ilerledi? Spesifik olarak ilişki kurduğunuz, yakın olduğunuz birkaç isimden bahsedebilir misiniz?

Dadal Günçe: Özel ilişki kurduğum bir isim olmadığını söyleyebilirim, belki Turgut Uyar ve Oğuz Atay. Bu iki isim üzerinde fazlaca duruyordu çünkü. İstanbul’da Edip Cansever ile tanıştığımı hatırlıyorum, bir kez bir kitapçıda Oğuz Atay ile karşılaşmıştık, bir kez de Ece Ayhan’ın evine ziyarete gitmiştik. Bunlar benim ilkokul yıllarıma denk gelen anılar. Konuşulanların çoğunu anlamasam da bu isimlerin varlığını o yaşlarda öğrenmiş olmak önemliydi benim için.

30 Mart 1963, Gülseren Günçe, Ergin Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)
30 Mart 1963, Gülseren Günçe, Ergin Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)

Hürriyet Özant: Ergin Günçe’nin yaşadığı dönemde, yazıları ve şiirleri nedeniyle ciddi baskılarla karşılaştığını biliyoruz. Buna rağmen, dönemin toplumsal ve siyasal koşulları içinde direnmekten geri durmayan, poetik çizgisini tavizsizce sürdüren bir duruş sergiledi. Siz, Günçe’nin bu ‘dik duruşunu’ ve direniş estetiğini nasıl yorumluyorsunuz? Bugünün toplumsal atmosferine ve çağdaş aydınlar ile edebiyat çevrelerinin konumlanışlarına baktığınızda, o dönemi ve Günçe’nin tavrını hangi ölçütler üzerinden değerlendirmek gerekir? Sizce bu kıyaslamayı kritik kılan temel noktalar nelerdir?

Dadal Günçe: İki eksende yazmaya çalıştığını düşünürüm: Özgün olmak ve içinden geçeni söylemek. Belki de söylenmesi gerekeni farklı bir dille, şiire ait bir dille söyleme gayreti içerisinde olmak. Bir de; politik bir duruş içindeyken bir gruba körü körüne eklenmemek, yapışmamak ve bağımsız kalmayı tercih etmek. Tercih ettiği bağımsızlığın farklı bedellerini ödemeyi de göze almak.  Bu yüzden 70’lerde bir sol kesimin ciddi anlamda hışmına uğramıştı.

Eylül 1963, Gülseren Günçe, Ergin Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)
Eylül 1963, Gülseren Günçe, Ergin Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)

Hürriyet Özant: Müzikle, özellikle blues ile ilgilendiğiniz birkaç mecrada karşımıza çıktı. Müzisyenlik yönünüzden, müzikle olan kişisel serüveninizden ve kurucularından olduğunuz müzik topluluğundan söz edebilir misiniz? Bu ilgi nasıl başladı, zamanla nasıl gelişti ve özellikle blues’un müzikal dili hayatınızda nasıl bir yer edindi?

Dadal Günçe: Dört yaşında Fransa’da doktora yapan babamın yanında idik, annem fark etmiş müziğe olan aşırı ilgimi. Muhtemelen yabancı bir ülkedeki küçük çocuğu oyalayacak bir şeyler arıyordu o da.  Küçük bir pikap, 45’lik plaklar ve o yıllarda altın çağını yaşayan Fransızca pop. Rock’a ve Blues’a ilgim çok daha sonraları başladı. Ortaokul lise arası bir dönem Almanya’da babamın yanında idim, o yıllarda Almanya’da inanılmaz bir müzik bolluğu yaşanıyordu. 70’lerde bir sürü şey oldu müzikte ve ben çoğunu an be an yakalama fırsatını buldum. Caz ve Blues ile ilk tanışmalarım da o dönem olmuştur. Lise sonrası arkadaşlar arasında farklı gruplar kurduk ve dağıttık, o döneme ait bir başarıdan bahsetmem mümkün değil açıkçası. Geçen yıl verdiğim bir Youtube röportajında -yine bir yanlışlık- röportajı yapan arkadaş “Ankara’yı birbirine katan müzik grubum olduğu” gibi bir ifade kullandı, benim öyle bir grubum olmadı açıkçası. Arkadaşlar arasında kurulan ve bir iki konser sonrası dağılan hatta bazen o konseri bile veremeyen gruplardı bizimkiler.

Eylül 1963, Ergin Günçe, Gülseren Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)
Eylül 1963, Ergin Günçe, Gülseren Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)

Hürriyet Özant: Dadal Günçe’nin edebiyatla, şiirle arası nasıl? Sevgili babanız Ergin Günçe’nin bu doğrultuda nasıl bir etkisi var sizin üzerinizde, kendisiyle bu hususta kurduğunuz etkileşim nasıldı? Ayrıca, edebiyatla kurduğunuz bu ilişki bağlamında kendinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

Dadal Günçe: Eski okuma hızımı ve ilgimi kaybettiğimi hissediyorum, okuduğum çoğu şeyden de eskisi gibi büyük tatlar alamıyorum. Küçük yaşta deli gibi okuyunca bu yaşlara pek bir heyecan kalmadı korkarım. Özellikle şiirde dergiciyim daha çok, dergi takip etmeyi seviyorum. Editörlük ya da eleştirmenlik gibi itici bir güce ihtiyacım var diye düşündüğüm de oluyor bazen. Evdeki raflar heyecanla alıp metroda beş on sayfasını okuyup “sonra devam ederim” diyerek bir kenara koyduğum kitaplarla dolu. Bazen yakın arkadaşlarıma bir çeşit özeleştiri gibi açıyorum bu durumu ama yalnız olmadığımı da öğreniyorum bu sayede. Belki yaşadığımız yorucu dönemlerin genel etkisi de sebep oluyordur bunlara, bilemiyorum. “Okumalıyım, daha çok okumalıyım” diyorum sürekli kendi kendime. İşin bir de şiir kısmı var, şiiri en çok tane tane ve dergilerde seviyorum. Kitaplarda bir çeşit toptancılık hissi veriyor bana. Şiir kitaplarına karşı olduğum anlamına gelmesin bu ama ben dergiciyim daha ziyade.

Hürriyet Özant: Son olarak sizinle tanışmamıza vesile olan; Ergin Günçe’ye dair yaygın yanlış bilgilere değinmek istiyorum. Bu konuda yanlışları düzeltmek için teşebbüsleriniz olmuş. Teyit amacıyla belirtmek istediğiniz ve rahatsız hissettiğiniz yanlış bilgilerden bahseder misiniz? Böylece söyleşi vesilesiyle birtakım yanlışlıkları düzeltmiş olalım.

Dadal Günçe: Yanlışlıklar silsilesi benim bildiğim kadarıyla Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Ekmekçi’nin, babamın bir şiirini Fransız şair François Villon’a ait diye yazınca başladı. O şiir eksik haliyle ve kısaltılmış adıyla (Avcı) Can Yayınları’nın 1988 yılında yaptığı Türkiye Kadar Bir Çiçek kitabının ilk baskısında yer aldı. Bu kitapta benim adımla basılan Veda Şiiri de bir şiir değildi aslında, bir gazeteye verdiğim kısa röportajın bitiş cümleleriydi. İnternet hayatımıza girdiğinde (1999-2000) sahaflarda bulunan Gencölmek -sık sık yine yanlış bir şekilde Gençölmek şeklinde yazılır- ve Türkiye Kadar Bir Çiçek dışında bir kitabı bulunmuyordu Ergin Günçe’nin. O dönemler büyük bir ilgi odağı olmasa da bu paylaşımlar da iki kaynaktan yapılıyordu, yanlışlar da böylece yavaş yavaş sanal ortamlara girmeye başladı. Bazı dizeler de sebebini bilmediğim bir şekilde değişti. “Bir Tanrı Bulduğumu” dizesi “Bir Tanrı Olduğumu” şekline dönüştü örneğin. Elimden geldiğince düzeltmeye çalışıyorum gördüğüm yanlışları, bazen paylaşım yapanlara ulaşamıyorum, ters tepkiler de aldığım oldu şaşırtıcı bir şekilde.

30 Mart 1963, Ergin Günçe, Gülseren Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)
30 Mart 1963, Ergin Günçe, Gülseren Günçe (Dadal Günçe Kişisel Arşivi)

Hürriyet Özant: Toplum ve Ütopya’ya zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Dadal Günçe: Ergin Günçe’ye ve şiirine gösterdiğiniz ilgi nedeniyle ben teşekkür ederim.

 

Etiketler : Dadal Günçe, Edebiyat Söyleşisi, Ergin Günçe, Hürriyet Özant, Türkiye Kadar Bir Çiçek

Yazarın Diğer Yazıları

Kategoriler
Herhangi bir sonuç bulunamadı.