Skip to main contentSkip to footer
GüncelSiyaset BilimiSosyoloji

Tekno-Feodalizm: Dijital Çağda İktidarın Yeni Anatomisi | Gülen Tokay

 

“Tekno-feodalizm, dijital çağın yeni lordlarını yaratıyor: Bireyler kendi verileri üzerinden değer üretirken, bu değer görünmez bir hiyerarşi içinde büyük teknoloji şirketlerinin elinde toplanıyor.”

 Yanis Varoufakis (2021)

1.Tekno-Feodalizmin Anatomisi ve Tarihsel Bağlamı

Genel olarak Tekno-feodalizm kavramı, dijital çağda iktidar, mülkiyet ve bağımlılık ilişkilerinin yeniden şekillenmesini tanımlayan bir kavramdır. Geleneksel feodalizmde olduğu gibi, güç merkezi bir grup üzerinde toplanırken, alt katmanlar bu merkezlere ekonomik ve sosyal olarak bağımlıdır (Bloch, 1961). Tekno-feodalizmde bu bağımlılık ilişkisi, veri ve dijital altyapılar üzerinden yeniden kurulmakta; büyük teknoloji şirketleri, modern “senyörler” olarak konumlanmakta ve kullanıcılar “veri serfleri” hâline gelmektedir (Varoufakis, 2021).

Geleneksel feodalizm, Orta Çağ Avrupa’sında toprak mülkiyeti ve kişisel sadakat ilişkilerine dayanan bir sosyal, ekonomik ve siyasal sistemdir. Bu sistemde, kral topraklarını sadakat karşılığında soylulara verirken, soylular da bu toprakları işleyen köylülerden hizmet ve vergi alırlardı (Durgun,2022,5). Bu yapı, hem ekonomik hem de sosyal ilişkilerin merkezileşmesine olanak sağlıyordu.

Günümüzde, dijital teknolojilerin yükselişi, iktidar ve mülkiyet ilişkilerini radikal bir şekilde dönüştürdü. Verinin merkezileşmesi, büyük teknoloji şirketlerini ekonomik ve toplumsal olarak vazgeçilmez hâle getirdi. Kullanıcılar, platformlar aracılığıyla sürekli veri üretirken, bu veriler şirketler için yeni bir sermaye biçimi olarak değer kazanıyor (Zuboff, 2019). Böylece klasik feodal bağımlılık ilişkisi, dijital altyapı ve veri üzerinden yeniden kuruluyor.

Tekno-feodalizmin temel özelliklerine baktığımızda ise beş ana başlık bizi karşılamaktadır. Bunlar,

  • Merkezi Güç:Tekno-feodalizmde güç, birkaç büyük teknoloji şirketinin elinde toplanır. Bu şirketler, veri altyapısı, algoritmalar ve platformlar aracılığıyla ekonomik ve toplumsal yaşam üzerinde belirleyici bir rol oynar.
  • Bağımlılık İlişkisi:Bireyler ve kurumlar, dijital platformlara ve hizmetlere sürekli erişim için veri üretmek zorundadır. Bu bağımlılık, kullanıcının kendi verisi üzerinden değer yaratmasıyla beslenir ve modern “serf” konumunu oluşturur.
  • Veri Sermayesi: Veri, tekno-feodal düzenin temel ekonomik kaynağıdır. Kullanıcıların çevrimiçi davranışları, tercihleri ve etkileşimleri sürekli olarak toplanır, analiz edilir ve şirketler için sermaye değerine dönüştürülür.
  • Algoritmik Yönetim ve Gözetim:Teknolojik altyapı, kullanıcı davranışlarını izlemek, yönlendirmek ve normalize etmek için kullanılır. Bu mekanizmalar görünmezdir ama bireylerin kararlarını ve tercihlerini etkileyerek iktidarın sürekli uygulanmasını sağlar. (Foucault’nun ve ondan yola çıkarak Chul-Han’ın panoptikon metaforu bu görünmez gözetim ilişkisini açıklamak için yararlıdır)
  • Merkezi Olmayan Ama Ağlar Üzerinden Kontrol:Tekno-feodalizmde güç, görünüşte dağıtılmış ağlar üzerinden işliyormuş gibi görünse de, temel kararlar ve veri yönetimi birkaç merkezin kontrolündedir.
  1. Foucault ve Gözetim Toplumu

Tekno-feodalizmin anlaşılmasında Michel Foucault’nun iktidar, disiplin ve gözetim teorileri kritik bir çerçeve sunar. Foucault’ya göre iktidar, yalnızca yasalar veya devlet mekanizmaları üzerinden işlemez; disiplin, gözetim ve normalleştirme süreçleri aracılığıyla bireylerin davranışları üzerinde de yoğun bir etkisi vardır (Foucault, 1977).

Dijital çağda gözetim mekanizmaları, klasik panoptikon metaforunu hatırlatır. Panoptikon, sürekli gözetim altında olduğunu bilen bireyin kendi davranışlarını disipline etmesini sağlar (Foucault, 2019,123). Günümüzde sosyal medya platformları, arama motorları ve mobil uygulamalar kullanıcı davranışlarını izler, analiz eder ve yönlendirir. Byung Chul-Han ise, dijital platformlar bireyleri sürekli şeffaflık ve görünürlük talebiyle karşı karşıya bırakır. Bu durum, bireylerin özneliklerini ve mahremiyetlerini kaybetmelerine yol açar. Han, bu süreci “şeffaflık toplumu” olarak adlandırır ve dijitalleşmenin bireylerin içsel dünyalarını da hedef aldığını belirtir (Chul-Han, 2015).

Shoshana Zuboff, bu durumu “gözetim kapitalizmi” olarak adlandırır. Gözetim kapitalizmi, şirketlerin kullanıcı davranışlarını sürekli izleyerek veri üretmesi ve bu verileri ekonomik kazanç elde etmek için kullanması sürecidir (Zuboff, 2019). Veri, artık sadece bilgi değil modern kapitalizmin temel sermaye biçimlerinden biri haline gelmiştir.

  1. Veri Mülkiyeti: Şirketlerin Çağı

Tekno-feodal düzenin temel unsurlarından biri, şirketler ve devlet arasındaki karmaşık ilişkidir. Büyük teknoloji şirketleri, kullanıcı verilerini toplayarak ekonomik güç kazanırken, devletler de bu verileri güvenlik, politika ve düzenleme amacıyla kullanır. Bu durum, 21. yüzyıl ile devlet ve şirketler arasında yeni bir iktidar bölüşümüne neden olmaktadır.

Büyük teknoloji şirketleri, kullanıcıların dijital davranışlarını sürekli izleyerek veri üretir. Bu veriler yalnızca ticari amaçlarla değil, aynı zamanda politik ve sosyal yönlendirme için de kullanılabilir. Google, Amazon ve Meta gibi şirketler, veri üzerinde sahip oldukları merkezi kontrol sayesinde ekonomik ve toplumsal kararlar üzerinde etkili hale gelmektedir.

Örneğin, Google’ın arama motoru üzerinden topladığı veriler, yalnızca reklamcılıkta değil, kullanıcıların siyasal yönelimlerini tahmin etmekte de kullanılmaktadır. Cambridge Analyticaskandalı, kullanıcı verilerinin seçim kampanyalarında manipülasyon amacıyla nasıl kullanılabileceğinin en çarpıcı örneğidir.

Veri mülkiyeti, tekno-feodalizm tartışmasının merkezinde yer alır. Kullanıcılar, kendi verilerini üretirken, bu verilerin sahipliği ve kontrolü büyük ölçüde şirketlere aittir. Bireylerin mahremiyet ve dijital hakları, şirketlerin ekonomik çıkarları ve devletin güvenlik talepleri arasında sıkışır (Fuchs, 2021). Bu durum, dijital çağda bağımlılık ilişkilerini ve güç dengesizliklerini derinleştirir.

  1. Akışkan Modernite ve Ağ Kapitalizmi

Bauman (2000), modernitenin (günümüz için belki post-modernite) artık “katı” yapılarla değil, “akışkan” bir esneklikle tanımlandığını savunur. Bireylerin yaşamları sürekli değişim, belirsizlik ve istikrarsızlık içinde akışkan hale gelmiştir. İş, kimlik, aidiyet ve toplumsal bağlar artık kalıcı değil, geçici ve kırılgandır. Bu durum, bireylerin sürekli uyum sağlamasını ve kendini yeniden tanımlamasını zorunlu kılar. Akışkan modernitede bireyler, sürekli değişen normlar ve koşullar karşısında güvencesizlik yaşar. Teknolojik gelişmelerle hızlanan bu süreç, bireylerin bir yandan özgürlük(?) bir yandan da kırılganlık hislerini artırır (Bauman, 2005). Platform ekonomilerinde çalışan “gig*” işçilerin, yani Uber sürücüleri ya da pandemi sonrası ‘özgürlük’ adı altında yaygınlaşan uzaktan ya da evden çalışma modellerinin deneyimi bu belirsizliğin güncel bir örneğidir. İş esnekliği vaat edilse de gelir güvencesizliği ve sosyal haklardan yoksunluk bu sistemi karakterize eder (De Stefano, 2016).

Manuel Castells (1996), ağ toplumunu ve ağ kapitalizmini tanımlarken iktidarın artık dikey hiyerarşiler yerine ağlar üzerinden dağıldığını belirtir. Bu yapıda iktidar görünürde merkezsizleşmiş gibi görünür ancak Google, Amazon, Meta ve Apple gibi teknoloji devleri “görünmez merkezler” oluşturarak küresel ağları kontrol eder. Bu merkezler, kullanıcıların gündelik yaşamlarını yönlendiren algoritmalar aracılığıyla iktidarı yeniden üretir (Srnicek, 2017). Örneğin, ABD’de Amazon’un e-ticaret ve lojistikteki hakimiyeti, yalnızca tüketim alışkanlıklarını değil aynı zamanda işçi haklarını da belirliyor. Çalışanlar, algoritmik yönetim altında sürekli performans denetimine tabi tutuluyor (Kantor ve Streitfeld, 2021).

  1. Kapitalizm ve Tekno-feodalizm Arasındaki İlişki

Kapitalizm, tarihsel süreçte farklı biçimler almıştır; sanayi kapitalizmi, finans kapitalizmi ve dijital kapitalizm gibi. Tekno-feodalizm, bu gelişmelerin bir uzantısı olarak ortaya çıkmakla birlikte klasik kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerini yeniden şekillendirir (Varoufakis, 2021). Bazı araştırmacılar tekno-feodalizmi kapitalizmin evrimi olarak görürken, diğerleri bunu yeni bir sistem olarak değerlendirir (Srnicek, 2017). Tekno-feodalizmde kapitalist mantık, özellikle veri ve dijital altyapı üzerinden yeniden üretilir. Büyük teknoloji şirketleri, kullanıcıların verilerini sermayeye dönüştürerek hem ekonomik hem de toplumsal kontrol sağlar. Bu süreç, klasik kapitalizmin üretim araçlarına sahip olma ve değer yaratma mantığını dijital veriye taşır (Zuboff, 2019).

  • Pazar Dinamikleri:Platform ekonomileri, rekabeti ağlar üzerinden ve kullanıcı verisi üzerinden yeniden şekillendirir. Bu durum, klasik arz-talep dengesini dijital veri odaklı bir yapıya dönüştürür (Castells, 2013).
  • Mülkiyet Biçimleri:Verinin merkezi kontrolü, dijital mülkiyet biçimlerini güçlendirir. Bu, klasik kapitalist mülkiyetin bir uzantısı olarak değerlendirilebilir (Fuchs, 2021).
  • Bağımlılık İlişkileri:Kullanıcılar, platformlar ve devlet arasında oluşan veri temelli bağımlılık ilişkileri, tekno-feodal hiyerarşiyi pekiştirir (Varoufakis, 2021).

Tekno-feodalizm, kapitalizmin temel dinamiklerini dijital çağda sürdürürken, aynı zamanda yeni toplumsal bağımlılık ilişkileri yaratmaktadır.

Sonuç

Günümüz dünyasında tekno-feodalizm, sadece ekonomik değil sosyal, politik ve etik boyutlarıyla da kritik bir fenomen olarak ortaya çıkıyor. Bireylerin mahremiyeti, veri sahipliği ve dijital özerklikleri, küresel ölçekte tartışma konusu. Platform ekonomisi, esneklik ve fırsat sunarken aynı zamanda güvencesizlik ve toplumsal eşitsizliği de derinleştiriyor. Kısaca, tekno-feodalizm günümüzde güç, bağımlılık ve veri ilişkilerini görünür kılarken, geleceğin toplumsal ve politik dinamiklerini şekillendirme potansiyeline sahip.

Yazıyı daha sonraki yazı ve tartışmalara kapı aralaması amacıyla birkaç soruyla bitirelim:

  1. Tekno-feodalizm ve platform ekonomileri, ekonomik fırsat ve esnekliği sunarken, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri ve güç asimetrilerini derinleştiriyor. Bu durum, toplumun farklı kesimlerinin dijital çağda hangi haklardan ve fırsatlardan mahrum kalmasına yol açıyor ve bunun uzun vadeli sosyal sonuçları neler olabilir?
  2. Devletler ve teknoloji şirketleri arasındaki veri temelli işbirlikleri, toplumsal kontrol ve gözetim mekanizmalarını güçlendiriyor. Bu süreçte, demokratik denetim, etik sınırlar ve bireysel mahremiyet nasıl korunabilir? Dijital çağda adil ve şeffaf bir iktidar dengesi mümkün mü? Bu denge yine dijital kapsamda (örneğin dağıtık veri sistemleri vb.) sağlanabilir mi?

Kaynakça

  • Bauman, Z. (2000). Akışkan Modernite (çev. S.O. Çavuş). Can Yayınları
  • Bauman, Z. (2020).Akışkan Hayat (çev. A.E. Pilgir). Ayrıntı Yayınları.
  • Castell, M. (2013). Ağ Toplumunun Yükselişi (çev. E.Kılıç). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
  • Bloch, M. (1961). Feudal society: Vol. 1. The growth of ties of dependence(çev. L.A. Manyon). University of Chicago Press.

https://d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net/54125711/_Marc_Bloch__Feudal_Society_vol._2.pdf?1738365971

https://mudancatecnologicaedinamicacapitalista.wordpress.com/wp-content/uploads/2019/02/platform-capitalism.pdf

*Gig: Kelime anlamı ile, kısa süreli iş, bir kez sahneye çıkmak, tek atlı araba gibi birçok anlama gelen bir sözcüktür. Gig ekonomisi de buradan giderek; daha çok hizmetler kesiminde, kişilerin belirli saatler arasında bir işyerinde çalışmak yerine uzaktan, bazen dijital ortamda esnek çalışma saatleri çerçevesinde üretime katılmasını sağlayan sistemin yarattığı ekonomik faaliyetler bütünü olarak tanımlanıyor. Daha fazla bilgi için:

https://www.weforum.org/stories/2024/11/what-gig-economy-workers/

 

Etiketler : Gülen Tokay, Tekno-feodalizm, Yanis Varoufakis

Yazarın Diğer Yazıları

Kategoriler
Herhangi bir sonuç bulunamadı.